Ana içeriğe atla

İsrail Yemen krizinde niçin Suudilerin yanında yer alıyor?

İsrail Yemen’e yönelik Suudi saldırısını sevinçle değil, tepkiye karşılamalı. Çünkü herhangi bir Arap devletinin istikrarsızlaşması ancak terörün yayılmasına hizmet eder ve eninde sonunda İsrail’i etkiler. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Saudi King Salman attends the opening meeting of the Arab Summit in Sharm el-Sheikh, in the South Sinai governorate, south of Cairo, March 28, 2015. Arab League heads of state are holding a two-day summit to discuss a range of conflicts in the region, including Yemen and Libya, as well as the threat posed by Islamic State militants. REUTERS/Stringer - RTR4V96H
Suudi Kralı Selman, Şarm El Şeyh’te düzenlenen Arap Birliği zirvesinin açılış toplantısında, 28 Mart 2015 — REUTERS

Kimi İsrailli siyasetçiler Yemen’e yönelik Suudi saldırısından derin bir memnuniyet dile getiriyor, kimisi ise adeta sevinçten uçuyormuş gibi görünüyor. Biz İsrailliler, Ensar Allah milislerine dair hiçbir şey bilmediğimiz hâlde onlara karşı doğal refleksimiz neden husumet oluyor? Ensar Allah bir Şii grubu olduğuna göre besbelli ki o da İran’ın bir şubesi. İran da İsrail’in düşmanı olduğuna göre bu grubun da düşmanımızın himayesinde olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz. Bizler daima iyi çocukların yanında yer alırız ve bu durumda iyi çocuklar Suudiler oluyor.

Oysa gerçekler böyle değil. Batılı istihbarat servislerinin raporları, Saddam Hüseyin sonrası dönemde Irak’taki Sünni milis gruplarının kurulmasında Suudi Arabistan’ın merkezi rol oynadığına işaret ediyor. Bu milisler masum sivilleri katletti, kalabalık bölgelerde bomba yüklü araçlar patlattı. Suriye’de ise Suudi Arabistan Baas rejimine karşı savaşın öncülüğünü yaptı, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a muhalif grupları finanse ederek bunların eylemlerini ABD ve Fransız istihbaratıyla birlikte koordine etti. Daima sofistike bir yaklaşım izleyen Suudi Arabistan işleri hep uzaktan kumandayla yönetti ve eş anlı olarak başarılı halkla ilişkiler kampanyaları yürüttü. Ancak tüm bunlara rağmen bölgede son 10 yılda yaşanan tüm kanlı çatışmalarda Suudi Arabistan adeta değişmez bir oyuncu oldu. Suudilerin sağladığı ivme olmasaydı Suriye’deki Nusra Cephesi veya Irak’taki El Kaide gibi örgütlerin bu kadar kan dökebileceği kuşkuluydu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 27 Mart’taki cuma hutbesinde Suudilere çıkışırken “Sırf Suriye rejimini devirmek için tüm bir devleti yıktınız.” dedi.

İsrail Yemen’e yönelik Suudi saldırısını sevinçle değil, derin bir tepkiye karşılamalı. Tecrübe bize şunu gösteriyor ki herhangi bir Arap devletinin istikrarsızlaşması ancak terörün yayılmasına hizmet ediyor ve bu eninde sonunda İsrail’i vuruyor. Bugün İsrail’in üzerine düşen eski ardiyesine gitmek ve çoktandır terk ettiği o ahlaki, evrenselci duruşunu bulup çıkarmaktır. İsrail, asıl hedefleri askeri olsa da sivillerin katledildiği askeri harekâtlara destek vermeyi kesmeli. Kaldı ki Yemen’deki durumun Yahudileri ilgilendiren bir yönü de var. Ülkede hâlen hükümetin korumasına fazlasıyla muhtaç birkaç düzine Yahudi var. İstikrarsızlık onların da hayatını tehlikeye atıyor.

İsrail hükümetleri diktatörleri desteklemekle bilinir. Zira karşılarında muhatap olarak tek bir otokrat muktedir olduğu zaman ilişkileri yürütmek için gerekli tüm temas ve yatırımlar da tek adrese yapılır. Ayrıca bu otokrat muktedirin şeffaf yönetim konusunda halkına karşı herhangi bir sorumluluk duymadığı da söylenebilir. Başka bir deyişle otokrat muktedir, şu ya da bu muhatabıyla sessizce iş birliği yapmaktan çekinmez, söz konusu muhatap halk tarafından hasım olarak görülse bile. Şeffaflık ise muhalefetin veya meraklı habercilerin soru sormasına yol açar. Öte yandan otokrat rejimler yozdur ve bu yozlaşmayı ülke sınırlarında durdurmak mümkün değildir. Yozlaşma muhakkak ki sınır ötesine sızar ve otokrat muktedirin komşularıyla ilişkilerine sirayet eder.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish