İç savaş tehdidi Yahudilerin tarihine ezelden beri gölge düşürmüştür. Öyle ki İbranicede “iç savaş” tabiri “kardeş savaşı” anlamına geliyor ve muhtemelen 12 kavme, hatta belki Habil ve Kabil’e dayanıyor. Yahudi geleneğinde Kudüs’teki Birinci Tapınak ile İkinci Tapınak’ın yıkılışı da Yahudilerin kendi aralarındaki “yersiz nefret” ve iç çatışmalara bağlanıyor.
Çağdaş İsrail devleti de iç savaş ihtimaline karşı hep tetikte oldu ve bilinçli bir şekilde birlik beraberliği yücelten, ortak kaderi vurgulayan, zorluklara karşı başlıca değer olarak toplumsal uyumu öven bir yaklaşım benimsedi. İsrail’e 1948’deki kuruluşundan beri hâkim olan “bütün dünyaya karşı durma” duygusu, iç çekişme dönemlerinde bile gurur ve güç kaynağı oldu.
Ne var ki bu uyum son yıllarda aşınmaya başladı ve yerini, giderek kontrolden çıkıyormuş gibi görünen habis bir nefretin beslediği sert bir kutuplaşma aldı. İsrail’in iç çatışmaya, hatta belki iç savaşa bu denli yaklaştığı dönemler nadirdir.
Derin yaralara yol açan iç çekişmeler, İsrail devletinin kısa tarihinde iki kez yaşandı. Birincisi Haziran 1948’de, bağımsızlık ilanından birkaç hafta sonra baş gösterdi. Nedeni ise çiçeği burnunda Başbakan David Ben-Gurion’un, devlet öncesi dönemde yeraltı örgütü olarak kurulan ve orduya katılma sürecinde olan Etzel hareketine silah taşıyan Altalena gemisinin batırılmasını emretmesiydi. Dört yıl sonra yaşanan ikinci buhran ise İsrail’in Almanya’yla soykırım tazminatları konusunda anlaşması üzerine bugünkü Likud Partisi’nin öncülü olan Herut Partisi lideri Menahem Begin’in kitlesel protestolara öncülük etmesiyle tetiklendi. İki olayda da taraflar kanlı çatışmaların eşiğinden döndü ve bu, her iki olayda da özellikle Begin sayesinde sağlandı. Daha sonra 1977’de başbakan olan Begin, iç savaşı önlemek için elinden geleni yaptı ve öldüğü güne kadar bununla iftihar etti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.