HALEP— Suriye’de sivil aktivistler ile silahlı devrimciler arasındaki çatlak, ayaklanmanın başlamasından bu yana hiç olmadığı kadar büyüdü ve bundan sonra da ancak daha kötüye gider. Bunun sayısız sebebi var, ancak en önemlisi iki tarafın beklentilerinde, yani ayaklanmadan umulan kazanımların niteliğinde yatıyor.
Sivil aktivistler, zorba yönetimin devrilmesini, laik, sivil ve demokratik bir toplumun kurulmasını ummuştu. Silaha sarılanlar için ise esasen çok yönlü bir mücadele söz konusuydu. Bağlı oldukları silahlı gruba göre bu mücadele sınıfsal, mezhepsel veya tamamen çıkar amaçlıydı.
Ülke çapındaki sivil aktivistlerin başlıca belirleyici özelliği, mezhepçiliği karlılıkla reddetmeleri, adalet ve özgürlük gibi yüce ideallere bağlı olmalarıydı. Bukalemun gibi renk değiştiren silahlı gruplar ise, başta “göstericileri korumak” için silaha sarıldıklarını söylerken ilerleyen süreçte uyguladıkları şiddeti, rejimin şiddetine tepki olarak meşrulaştırdılar. Bu gruplar, baştan beri gizli gündemlere sahip olduysa bunu hem toplumdan hem de medyadan gizlemek için özen gösterdiler. Asıl amaçlarına dair kaygı verici bazı işaretler olduysa da kimi Arap medya kuruluşları bunun örtbas edilmesinde şüphesiz ki aktif iş birliği yaptı.
Ayaklanmanın ilerleyen aşamalarında bazı gruplar, bölgesel ve dış güçlerden eğitim ve silah almaya başlayınca farklı gündemlere yöneldi. Bu gündemler, genelde silah ve parayı verenler tarafından dikte edildi. Artık hiçbir şeyi umursamaz hale gelen bu silahlı gruplar, bağrından doğup, sayesinde meşruiyet kazandıkları halk ayaklanmasını aşıp devrime tamamen egemen olmaya yöneldi. Bunu yaparken de aslında devrimi öldürüp onu açıkça mezhepsel boyutları olan bir iç savaşa dönüştürdüler. Rejime destek verip vermemelerine bakılmaksızın Şii ve Alevilerin bilinçli olarak hedef alınması bunu açıkça ortaya koydu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.