Mısır ordusunun, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi 3 Temmuz’da askeri darbeyle görevden uzaklaştırması çift yönlü bir başarısızlığa işaret etmektedir: Mursi ve Müslüman Kardeşler’in yönetim başarısızlığı ve Mısır’ın sallantılı demokratik geçiş sürecinin başarısızlığı.
Demokrasiyi ve ulusal uzlaşıyı savunan Bassem Sabry, konu hakkında kaleme aldığı derinlikli ve sorgulayıcı makalesinde Müslüman Kardeşler’in “demokratik bir yönetimden ziyade yeni bir rejim” inşa etme niyetinin zaman içinde nasıl belirgin hale geldiğini anlattı.
Mursi’nin anayasa sürecindeki diktatöryel yaklaşımına, kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemesine, medya üzerinde baskı kurmasına, yandaşlarını üst düzey makamlara atamasına, Hristiyan azınlığı ötekileştirmesine değinen Sabry, şu sonuca varıyor: “Bu, Mursi’ye karşı gerçek bir halk ayaklanmasıydı. Gösteriler, tartışmasız Mısır’da gelmiş geçmiş en büyük, en spontane gösterilerdi. Bütün bunlara rağmen, ordunun rolü ve hareket tarzı bizi şüphesiz ki endişelendirdi. Ülkenin demokratik yollarla seçilmiş ilk sivil cumhurbaşkanın başına gelenler kaygı uyandırıyor. Her şeyin farklı gelişmiş olmasını isterdim. Bu, Mısır için daha iyi olurdu. Şu andaki geçiş süreci, akıllıca ama yine de hızlı bir şekilde yürümelidir. Katılımcılık ve toplumsal uyum bu sürecin mihenk taşı olmalıdır. Bugün duyduğum endişe, şubat 2011’de yaşadığım kaygıdan daha büyüktür.”
El Düstur Partisi, Değişim İçin Ulusal Birlik ve El Ghad Partisi’nin kurucularından Wael Nawara, Mursi’nin, izlemiş olduğu politikalarla aslında Mısır’ın kültürel kimliğine saldırdığını iddia etti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.