Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin halk destekli darbeyle devrilmesinin akabinde, olayları yönlendirme gücünü elinde tutan ordu ve muhalefetin gerçekten uzlaşmacı bir tutum alması için küçük de olsa bir fırsat penceresi olmuştu. Askerin bu fırsatı kullanmamış olması, ordunun doğası, geçmişi ve genel çıkarlarıyla izah edilebilir. Ancak muhalefet- ya da en azından demokrasi yanlısı gençlerin oluşturduğu “devrimci çekirdek”- yeni düzeni demokratik değerler temelinde şekillenmek üzere ülkenin başına geçen askeri ve sivil yöneticiler üzerinde baskı kurmak için daha kararlı bir mücadele verebilirdi.
Bunu söylerken, Müslüman Kardeşler’in şu aşamada herhangi bir şekilde yatıştırılabileceğini, siyasi sisteme tekrar dâhil olmaları için ikna edilebileceğini iddia etmiyorum. Muhalif grupları bir arada tutan bağların gevşekliğini ve muhalefet içindeki çatlakları da göz ardı etmiyorum.
Eğer olup biten, sadece horlanan Müslüman Kardeşler’e yönelmiş bir saldırı değil de gerçekten devrimin devamıysa, o zaman insan hakları, hukuk devleti, siyasi özgürlükler ve çoğulculuk adına durmadan yükselen feryatlar şu anda nerede?
Asker, Müslüman Kardeşler mensuplarını tutuklayıp Müslüman Kardeşler taraftarı göstericilere ateş açarken, İslamcı medyanın yayınları engelleniyor ve anayasa askıya alınıyor. Geçiş hükümetinde önemli görev üstlenmesi beklenen 30 Haziran Cephesi’nin sözcülerinden Muhammed El Baradey, New York Times’a 4 Temmuz’da verdiği mülakatta askerin bu tasarruflarını savunarak, geçiş döneminin şu ana dek özünü teşkil eden dışlayıcı, riyakâr ve çıkarcı tutumu gözler önüne sermiş oldu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.