Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin temmuz başında devrilmesinden bu yana Müslüman Kardeşler karşıtları, zehir zemberek ve amansız bir söylem tutturdu. Bu kampanya, Müslüman Kardeşler’i gayrimeşru kılmaya ve aslında hareketin Mısır kimliğini yadsımaya yönelmiştir. Mursi’nin kendisi, casusluk ve yabancı çıkarlara hizmet etmekle suçlanmaktadır. Başsavcı, kimi Müslüman Kardeşler destekçilerine de Suriye ve Filistin’den paralı asker tutma suçlamasını yöneltmiştir. Asker destekli yeni hükümetin yandaşları ise- ki bunların arasında tanınmış “demokrasi” savunucuları da var- İslamcılara karşı daha fazla operasyon yapılması için çağrıda bulunmaktadır. Müslüman Kardeşler mensupları, yaygın olarak Mısır halkının bir parçası olarak değil, ayrı bir unsur gibi betimlenmekte ve ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılması gereken bir “ur” muamelesi görmektedir.
Arap dünyası, 2011 devrimleri sonrası siyaseten gerilemeye devam ederken, yeni bir faşizm türünün rağbet gördüğü gözlemlenmektedir. Birçok bakımdan dini akımların son 30 yıldaki üstünlüğüne tepki olarak gelişen bu ideoloji, hiper milliyetçilik temeli üzerinde inşa edilmekte ve devleti her şeyin üstünde tutmaktadır. Bu eğilime yönelen her türlü entelektüel itiraz ise, söylem düzeyinde- hatta bazen hukuki zeminde- aforoz edilmektedir. Bölgede toz duman yatıştıkça ılımlı İslamcılarla liberallerin oluşturduğu ve gittikçe küçülen bir siyasi sınıf, birbiriyle cebelleşen bu iki ideoloji ve onların yandaşları arasında gitgide sıkışmaktadır.
Dini üstünlük akımının- yani İslamcılığın- çağdaş Ortadoğu’daki kökenleri, Mısır’da 1960’larda hapse atılan ve sonra da idam edilen Müslüman Kardeşler lideri Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” isimli eserine dayanmaktadır. Kutub, Müslüman dindaşı reddetmenin entelektüel savunusunu yapmış, buna ilişkin bir gayrimeşrulaştırma, yani tekfir (kâfir ilan etme) sürecini tarif etmiştir. Bu ideoloji, 1979 İran İslam Devrimi ve 1980’lerde Afganistan’da yürütülen cihatla birlikte büyük bir hızla yükselişe geçmiştir. Bu iki olay, İslamcılığın yeni bir siyasi hareket olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
İslamcılık, daima genişleyerek yol almıştır. Dolayısıyla bu siyasi toplulukta kimin aşırı, kimin ılımlı unsur teşkil ettiğini ayırt etmek her zaman kolay değildir. Tekfir anlayışı, Saddam sonrası Irak’ta yeni bir dip noktasına alçalmıştır. Öteki Müslüman gruplar canavarlaştırılmış, kâfir sayılanların katli vacip kılınmıştır. Ana akım İslamcılığın temsilcisi olarak görünen Mursi bile, Suriye savaşı bağlamında Şiileri hedef göstererek bu söylemi kullanan vaizlere alkış tutmuştur. Dolayısıyla, İslamcılar arasında bu bakımdan ayırt edici çizgiler çekmek, oldukça zordur.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.