Al-Monitor yazarları geçtiğimiz hafta, Mısır'ın vahim ve belirsiz geçiş dönemini ele aldılar. Bu süreçte yeni bir Mısır milliyetçiliği de yükselmektedir ve bu milliyetçilik, eskinin, yeninin ve de bilinmeyenin bir birleşimidir. Mısır'da, Müslüman Kardeşler'e ve devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye karşı biraz sempati, ordunun süreçteki rolüne ve bu rolün seyrine ilişkin ise artan bir kaygı söz konusudur.
Marwa Awad bu durumu şöyle yorumladı: "Milyonlarca Mısırlı, Sisi'yi ve orduyu desteklerken, eski Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi'nin otoriter liderliği sırasında devrim hedeflerinden nasıl uzaklaşıldığını unuttu. Zira Tantavi'nin döneminde, eylemcilere karşı aralıksız askeri davalar açılmıştı. Ayrıca askeri birliklerin görevini kötüye kullandığı suçlamalarına karşın ordu, kendisini yasal hesap verme yükümlülüğünden muaf tutmuştu.
Laik cenahın, orduyla ve Müslüman Kardeşler ile kurduğu ittifakı, "şeytanla anlaşma" şeklinde tanımlayan Zenobia Azeem'in yorumları ise şöyle: "Geçen iki yıldan öğrenilmesi gereken bir gerçek vardır. Bu gerçek ordunun, ne zaman kendisini tehlikede hissetse hiç çekinmeden muhalifleri şiddet kullanarak bastırdığıdır. Mısır'daki tüm taraflar bu durumun farkındadır ve bunu tecrübe etmektedir. Askeri kararlar, sokaklara dökülen halk yığınlarında yer alan her insanın kanını dökmüştür. Bu durum, 2011 devriminden bu yana devrimci, demokrasi yanlısı, eylemci, Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'ni protesto edenler, Müslüman Kardeşleri protesto edenler ve İslamcılar gibi çeşitli tanımlarla tarif edilen kişilerin hepsi için geçerlidir. Lakin Mısır'ın farklı siyasi grupları, birbirlerinin çöküşüne bizzat tanık oldukları halde hâlâ şeytanla anlaşma yapmaya devam ediyorlar. Üstelik, onların da yakın zamanda ordunun zalimliğinden nasibini alacak olma ihtimalleri oldukça yüksek."
Mısır'ı laik cenahının, ülkenin siyasetini şekillendiren değişime ve ülkenin yeni kimliğine nasıl yabancılaştığını anlatan Bassem Sabry gözlemlerini şöyle aktardı: “Gerçek bir siyasi uzlaşı şansı her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Taraflar, süregiden şiddet ve istikrarsızlık için birbirlerini suçluyor. Bu durum, bir taraftan Müslüman Kardeşler'e karşı kamuoyunu daha çok kamçılarken, bir taraftan da Mursi yanlısı cenahın varoluşçu ve katı zihniyetini daha da perçinliyor. "Teröre karşı savaş" çizgisini tamamen benimseyen özel sektöre ait medya kuruluşları, Müslüman Kardeşler'le uzlaşmak için değil, zıt yönde çaba harcıyor. Zaten bu kuruluşlar, örgütü artık düzenli olarak "terörist" şeklinde tanımlıyor. Tartışma programlarına telefonla katılan vatandaşlar da Müslüman Kardeşlerin ve destekçilerinin "terörist" olarak tanımlanmasını destekliyorlar. Bu vatandaşların çoğunun uzlaşmaya dönük bir arzuları kesinlikle yok. Ayrıca, Rabiya ile El Nahda meydanlarında süren oturma eylemlerinin de neredeyse ne pahasına olursa olsun kararlı bir şekilde bastırılmasını istiyorlar."
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.