“İran’ın amacı, Japonya ve Almanya’nın kabiliyet seviyesine ulaşmaktır.” İsrail’in en hassas karar verme süreçlerinde yer alan üst düzey bir diplomat, hafta başında bana böyle dedi. Ondan bu cümleyi açmasını istediğimde de şöyle devam etti: “Japonya ve Almanya nükleer bomba yapabilecek durumdalar. Gerekli bilimsel, teknik ve lojistik altyapıları var. Bomba yapma hevesinde değiller, ama karar verildiği takdirde bombayı beş ila yedi hafta arasında yapabilirler. İran da işte o noktaya ulaşmak istiyor ve eğer Batı ayılıp da İran’ın zaman kazanma peşinde olduğunu idrak etmezse çok geçmeden o noktaya ulaşmış olacak.”
Filizlenmekte olan “İran Baharı” karşısında İsrail’in aldığı tavır, özünde işte böyle. Başbakan Benjamin Netanyahu, Savunma Bakanı Moshe Ya’alon ve Knesset üyesi Avigdor Liberman, pencereden dışarıya bakınca bahar değil, sonbahar görüyor.
Aynı yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü: “En zor kısım, uranyumun yüzde 3 oranında zenginleştirilmesidir. Yani sıfırdan üçe kadarki ilk zenginleştirme, en zor aşama. Sürecin sonraki kademeleri, yani yüzde 20 düzeyinde zenginleştirme, nispeten kolay. Santrifüjlerden ve zamandan ibaret bir fonksiyon... Bu nedenle, İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesine izin verilmemeli, buna düşük oranlı zenginleştirme de dâhil. İran’ın ‘doğal hakkı’ diye bir şey olamaz. Hukukta veya uluslararası ilişkilerde böyle bir kavram yok. İranlılar, zenginleştirmeden vazgeçmeleri gerektiğini anlayana dek baskı hafiflememeli.”
Yisrael Beitenu Başkanı ve dışişleri eski bakanı Liberman, 2 Ekim’de Facebook sayfasında New York Times gazetesinin 1938 tarihli bir manşetini paylaştı. Münih Anlaşması’nın imzalanmasını coşkuyla karşılayan gazete, “Hitler Sudeten’de İstediklerinden Daha Azını Alabildi” başlığını atmış ve anlaşmayla birlikte Avrupa üzerindeki savaş tehdidinin kalktığını belirtmiş.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.