İran’ın henüz nükleer programıyla manşetlere çıkmadığı günlerde ülkeyi, yeryüzünün göğün sonsuz turkuazıyla buluştuğu Lut Çölü’nden yükselen parıltılı bir serap olarak hayal ederdik. “Fars” sözcüğü, değerli taşlarla süslenmiş halıları, mozaikle bezenmiş muhteşem yapıları, yasemin ve gül kokan yemyeşil bahçeleri çağrıştırırdı. Lise öğretmenlerimden biri, İran dendiğinde aklına 1930’lara ait bir fotoğrafın geldiğini söylerdi. Fotoğrafta Tahran pazarlarına doğru yol alan egzotik baharatlarla yüklü bir kervan varmış. Bu imgeler yanıltıcı mıydı? Günümüz İran’ıyla ilişkilendirmek için çok mu eskiydi?
Antik Yunan tarihçi Heredot, Fars mutfağını “bir uygarlık misali ve ince beslenme zevkinin örneği” olarak tanımlar. Heredot devamında İranlıları şöyle anlatır: ‘’Farslılar kadar yabancı gelenekleri kolayca benimseyen başka bir millet yok. Lüks bir şeyden haberdar olur olmaz onu hemen sahipleniyorlar.’’
Yakın zamanda aile ve arkadaş ziyareti için İran’a gittim. Beş yıldan fazla bir süredir İran’a gitmemiştim ve bir aylık ziyaretim için sabırsızlanıyordum.
Tahran’da son birkaç yılda açılan ve ekonomik krize rağmen işleri tıkırında giden yabancı restoran sayısı ve çeşidi açıkça gösteriyor ki İranlılar, özellikle yemek alanında yeni lüksler denemeye hiç olmadığı kadar hevesli.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.