Tam bir kaosa doğru sürüklenen Suriye ve Irak, savaş ağalarının yönettiği, radikal terör gruplarının cirit attığı Somali benzeri “düşkün devletler” olma yolunda ilerliyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın 22 Haziran’da ifade ettiği gibi Irak ve Suriye’de bazı bölgeleri ele geçiren militanların önlerinin kesilmemesi durumunda güçlerinin daha da artacağına dair derin bir korku söz konusu. Böyle bir durumda Suriye’deki çalkantı nasıl Irak’a yayıldıysa, bu belanın da mantık gereği diğer ülkelere sıçraması ve tüm bölgeyi istikrarsızlaştırması beklenebilir.
Son gelişmelerin doğurabileceği bir başka büyük tehlike, Irak’ta Sünnilerle Şiiler arasında yaşanan bölünmenin teröristlerce kullanılması ve topyekûn bir mezhep savaşına dönüşmesidir. Bu senaryoda, Irak’taki yerel çatışma muhtemelen bölgesel bir savaşa dönüşür ve devletlerden tutun da silahlı örgütlere kadar birçok dış aktör bu savaşın içine çekilir.
Irak’a asker gönderme fikrini reddeden Obama “daha hedefli bir strateji” uygulamayı önerdi. Bu stratejiyi de “yerel kolluk kuvvetleri ve askerlerle ortaklaşmak ve onları işlerini yapabilmeleri için eğitmek” şeklinde ifade etti. Aslına bakılırsa ABD, milyarlarca dolara mâl olan bu yöntemi son on yıldır zaten uyguluyor. Bu yatırım ve çabaların bugün vardığı nokta, Irak silahlı kuvvetleri ve polis gücünün Musul’u terk etmesi, ülkenin ikinci büyük şehri ile birlikte Anbar’ın başka kentlerini işgal eden militanlara boyun eğmesi oldu.
Basra Körfezi’nde yer alan bazı Arap ülkelerindeki şahısların İslam Devleti’ne (eski adıyla Irak-Şam İslam Devleti) yardım ve mali destek sağladığı herkesçe bilinen bir sır.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.