Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrikulu 12 Kasım’da yaptığı bir açıklamayla istemeden parti içi bir tartışmanın fitilini ateşledi. Tanrıkulu CNN Türk’te katıldığı bir televizyon programında 1937-38 yıllarında yaşanan “Dersim katliamı” için “Partim adına özür diliyorum” dedi. Bir gün sonra bazı CHP milletvekilleri Dersim konusunda özür dileyecek bir şey olmadığı ya da Dersim’de yaşananların şu anki CHP’yi ilgilendirmediği gerekçeleriyle Tanrıkulu’na tepki gösterdiler. Oysa, ana muhalefetin sadece geçmişini değil geleceğini de ilgilendiren bu meseleyi açmak ve dürüstçe tartışmak gerekiyor.
Osmanlı döneminden bu yana Dersim ismiyle bilinen bu kentin adı 1935’te Tunceli olarak değiştirildi. Aynı yıl, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki “tek parti rejimi” doğu bölgelerinde devlet otoritesini tesis etmek için yeni bir “iskan” politikası başlattı. Ardından gelen üç yıl içinde hükümet güçleriyle Dersim civarındaki silahlı isyancılar arasındaki gerginlik giderek silahlı çatışmalara dönüştü.
Tarihi verilere göre hükümet isyanı bastırmak için sivil halkı öldürmek, evlerini yıkmak ve zehirli gaz kullanmak da dahil çeşitli acımasız yöntemlere başvurdu. Hatta bölgeye yönelik hava bombardımanına katılan pilotlardan biri de Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’di. Olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin tartışma halen sürerken, ölü sayısının 7000 ila 40.000 arasında değiştiği tahmin ediliyor.
Bu “isyan”ın bedelini ağır ödeyen Dersim aşiretleri Kürt ve Aleviydi. Bir diğer deyişle, Türkiye’nin Türk ve Sünni ağırlıklı toplumu içinde iki ayrı yönden de azınlıktılar. Dersimlilerin kendilerini asırlık Sünni-Türk geleneğinin Alevi ve Kürt kurbanları olarak görmeleri, biraz bu tarihsel algının devamıydı. Buna karşılık, bazı Dersimliler de, kendilerini katliamdan geçirenin laik ve Kemalist CHP olduğunun altını çizdiler.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.