Ana içeriğe atla

ABD-Suudi ilişkilerini bekleyen zor seçimler

Suudi insan hakları ihlalleri ve iç politikası dünyada ve Amerika’da artarak tartışılırken Suudi Arabistan ile ABD arasında uzun yıllara dayanan ilişkilerin gözden geçirilmesi gerekir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Saudi's newly appointed King Salman (R) shakes hands with US President Barack Obama at Erga Palace in Riyadh on January 27, 2015. Obama landed in Saudi Arabia with his wife First Lady Michelle Obama to shore up ties with King Salman and offer condolences after the death of his predecessor Abdullah. AFP PHOTO / SAUL LOEB        (Photo credit should read SAUL LOEB/AFP/Getty Images)
Kral Selman, Riyad’da Erga Sarayı’nda ABD Başkanı Barack Obama ile el sıkışırken, 27 Ocak 2015 — SAUL LOEB/AFP/Getty Images

ABD ve Avrupalı dostları, Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın 22 Ocak’taki vefatının ardından yeni kralın pürüzsüz bir süreçle tahta çıkmasıyla derin bir nefes almış olmalı. Suudi hanedanı, birkaç saat içinde Veliaht Prens Selman’ı yeni kral olarak ilan etti. Bu hızlı çözüm Suud sarayında güç mücadelesi bekleyen gözlemcileri sustururken ABD ve ortaklarının stratejik çıkarları bakımından en önemli krallık olan Suudi Arabistan’da işlerin normal seyrettiği yönünde rahatlatıcı bir mesaj verdi. Ancak ABD, Suudi hanedanıyla sürdürdüğü sıkıntılı ilişkilerinde önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı zorluklarda kanaatkâr davranmamalı.

Birinci zorluk, Suudi Arabistan’ın başlıca düşmanı ve rakibi olan İran ile ABD arasında artan yakınlaşmadan kaynaklanıyor. ABD, Suudi güvenliği ve menfaatlerinin en sağlam garantörü olduğu yönünde güvenceler verse de gelişen ABD-İran ilişkileri Suudi hükümdarları tarafından hep terk edilmenin işareti olarak görülüyor. Merhum Kral Abdullah da mevcut Kral Selman da ABD’nin İran’la olan ihtiyatlı yakınlaşmasını kabullenmek istemedi. Bunun tek nedeni Suudilerin 1979 İran Devrimi’nden bu yana ve özellikle de Arap isyanlarının ardından ABD’nin bölgedeki başlıca ve tek ortağı olmaya alışmış olmasıdır.

ABD, devrimin ardından İran’la yaşadığı gerilimi ve Tahran’daki rehine krizini yavaş yavaş aşarken Suudi Arabistan İran’la uzatmalı bir rekabete kilitlendi ve aşılması zor husumetler geliştirdi. Bunu yaparken bölgedeki başlıca güç olarak İran’ın yerine geçmek gibi basit bir mantıkla hareket etti ve bu mantığı siyasi değil, mezhepsel hesaplara dayandırdı. Çatışmalar mezhepsel görünüme büründüğünde ise Suudilerin politika değiştirmesi veya izlediği politikadan geri adım atması giderek zorlaşıyor. Elbette ki Suudiler İran’la gizlice ilişki geliştirip uzlaşabilirler. Ancak hem içeride hem İran karşıtı diğer Araplar nezdinde itibar kaybı riskiyle karşı karşıya kalırlar.

Suudi Arabistan’la İran arasında yaşanacak herhangi bir yakınlaşma otomatik olarak Suudilerin yenilgisi, İran’ın zaferi olarak yorumlanacak. Bu sıfır toplamlı oyun, Suudi Arabistan’a da Arap dünyasının diğer kesimlerine de yerleşmiş durumda. Dış ilişkilerde ve siyasi usullerde müzakere ve uzlaşı anlayışı ortadan kalktı. İç ve bölgesel kutuplaşma o denli derinleşti ki siyaseti mutlak bir zafer veya yenilgi alanı olarak değil, hem rekabet hem müzakerenin olduğu bir alan olarak görme imkânı pek kalmadı.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish