İslam Devleti’nin (İD) yükselişinin bir sonucu, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak’ta en önemli askeri komutan konumuna gelmesi oldu. ABD ordusunun yokluğu ve Halk Seferberlik Birlikleri’nin kuruluşu bu durumu özellikle görünür kıldı.
Ancak Süleymani’nin askeri gücü artmış olsa da siyasi nüfuzunun giderek frenlendiği görülüyor. Gerçekten de bugün Irak’taki en güçlü İran kökenli ismin Büyük Ayetullah Ali El Sistani olduğu söylenebilir. Bu gidişat kendisini yıllardır belli etse de İD’in kuzey Irak’ta geçen yaz gerçekleştirdiği baskınla hız kazandı. Eski Başbakan Nuri El Maliki’nin iktidarını bitiren sadece Musul’un düşmesi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle, Sünni liderlerle gerilimin artması değildi. Bu daha ziyade Büyük Ayetullah’ın hoşnutsuzluğunun sonucuydu. Ne Süleymani’nin kişisel desteği ne başında bulunduğu ittifakın en yüksek oyu alması Maliki’ye Necef karşısında kalkan olamadı.
Haydar El Abadi’nin başbakanlığa yükselişi de dâhil son bir yılın gelişmeleri Irak’taki İran nüfuzunun önemli bir boyutunu daha ortaya koyuyor: Tahran’da güçlenen ılımlı cephenin etkisi.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, göreve geldiği ağustos 2013’ten bu yana hükümetinin bölgeyi öncelik olarak gördüğünü tekrar ediyor. Temmuzda İran’la altı küresel güç arasında nükleer mutabakatla sonuçlanan yoğun müzakereleri yürüten Muhammed Cevad Zarif de dışişleri bakanı olduktan sonra ilk ziyaretini ABD, Fransa veya Rusya’ya değil Irak’a yapmıştı. Zarif son iki yılda Batı’ya sık sık gitmekle kalmadı, Bağdat ziyaretlerinden önce Necef’teki Büyük Ayetullah’a uğramayı da alışkanlık edindi. Öyle ki bu yılın başında nükleer görüşmelerin İsviçre’de yapılan bir turunun ardından doğrudan Necef’e gitti.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.