Çin’in ekonomik gücü uzun vadede gerçekleşebilecek bir ihtimal değil, güncel bir gerçeklik. Çin ekonomisi geçen yıl satın alma paritesi açısından ilk kez ABD’yi geride bıraktı. Ancak küresel ekonomik güç dengesinde meydana gelen bu muazzam değişiklik siyasi alanda orantılı bir değişim yaratmış değil. Bunun en aleni örneği de Orta Doğu. Çin bölgedeki bir dizi ülkenin en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen siyasi nüfuz bakımından adeta üçüncü sınıf bir güç konumunda. Çin gerçek bir küresel güç olmak istiyorsa elini taşın altına koymalı ve bunu jeopolitik hesaplaşmaların merkezinde, yani Orta Doğu’da yapmalı.
Al-Monitor’un yakın zamanda görüştüğü birçok Çinli Orta Doğu uzmanı da isimlerinin açıklanmaması kaydıyla Pekin’in ekonomik ve siyasi nüfuzu arasındaki uyumsuzluğu kabul ediyor. Çin yönetimine yakın olan tanınmış bir akademisyen bunu Çin’in temel dış politika ilkelerine bağlayarak bunları şöyle sıralıyor: karşılıklı saygı, haysiyet ve iç işlerine karışmama.
Ancak Çin’in başka bölgelerde, örneğin Afrika’da sergilediği yaklaşımlar farklı bir tabloyu ortaya koyuyor. Afrika’daki menfaatleri söz konusu olduğunda Çin’in resmiyette ifade ettiği iç işlerine karışmama ilkesini geri plana ittiği ve oldukça iddialı davranabildiği görülüyor.
Nitekim Çin’in bu ilkeyi nasıl göz ardı edebildiğinin en çarpıcı örneği, Çin devlet şirketlerinin önemli enerji menfaatlerinin olduğu petrol zengini Güney Sudan’daki istikrarsızlığa verdiği tepkide görülüyor. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi buradaki çözüm çabalarına doğrudan dâhil olurken, Pekin yönetimi bu yıl görülmemiş bir adım atarak ülkedeki BM barış gücüne yüzlerce muharip asker gönderdi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.