Bendeniz dâhil bazı gözlemcilerin ABD-Suudi ilişkilerinde tespit ettiği “gerilim” hakkında son aylarda çokça yazılıp çizildi. Bu tespite katılanlar Başkan Barack Obama yönetimi ile Suudi yönetimi arasında felsefi farklara odaklanıyor. ‘Obama doktrini’nin temel direklerinden biri, ABD’nin kendi güvenliğine ciddi ve yakın bir tehdit olmadıkça Orta Doğu’daki çatışmalara askeri olarak ve hatta belki de siyaseten bulaşmaması ilkesine dayanıyor.
Suudi Arabistan ise dış politikada çok farklı, hatta tamamen zıt bir yaklaşım benimsemiş görünüyor. Kimilerinin “Selman doktrini” dediği bu yaklaşım görüldüğü kadarıyla şu düşünceye dayanıyor: Bölgeyi sarsan görülmemiş çalkantı Suudi Arabistan’ın liderlik rolü üstlenmesini gerektiriyor. Buna göre Suudi Arabistan, ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmak ve bölgeyi bir nebze istikrara kavuşturmak için gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmeyen, iddialı bir dış politika izlemeli.
İki taraf arasındaki siyasi görüş ayrılıkları yabana atılamaz ancak ABD-Suudi ilişkileri 70 senedir tesadüf eseri sürmüyor. Çok sayıda ortak menfaat iki ülkenin öngörülebilir gelecekte de önemli müttefikler olarak kalmasını sağlayacak. Bu özellikle ikili ilişkileri yıllardır ayakta tutan “petrol karşılığında güvenlik” denklemi için geçerli. ABD’nin kaya petrolü devrimiyle petrol ithalatı bağımlılığını azaltması, Suudi Arabistan ordusunun ise son yıllarda askeri kabiliyetlerini artırmasıyla bu denklem yeniden formüle edildi.
Öncelikle iki ülke yürüttükleri askeri harekâtlarda karşılıklı desteklerini sürdürüyor. Suudi Arabistan İslam Devleti olarak bilinen terör örgütünün Suriye’deki üslerini hedef alan ABD öncülüğündeki hava saldırılarına katılmakla kalmadı, bunu son derece aleni bir şekilde yaptı. Suudi Arabistan’ın bu operasyonlara açıkça destek vermesi, hatta Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud’un oğullarından birinin ilk sortilerden birini bizzat yapması ABD’nin bu girişimine uluslararası meşruiyet anlamında kritik bir unsur kattı. Daha sonra Yemen’de kendi savaşına odaklanan Suudi Arabistan katkısını son aylarda azaltmış olsa da ABD önderliğindeki koalisyona katılarak harekâtın Batı’nın Müslümanlara karşı yürüttüğü bir “haçlı seferi” olarak gösterilmesini zorlaştırdı. Harekâtın tüm insanlığa kasteden İD’e uluslararası toplumun verdiği karşılık olduğu savı da Suudi Arabistan’ın katılımıyla güçlendi. Öte yandan ABD de Yemen’de İran destekli Husi isyancılarla eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yandaşlarına karşı Suudi öncülüğünde yürütülen harekâta kritik önemde istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. ABD Yemen’deki istikrarsızlık ve şiddetten Husileri sorumlu tutan ve Suudilere uluslararası destek sağlayan BM kararını destekledi, ayrıca sivil zayiatın asgari düzeyde olmasını teminen Suudi Arabistan’a danışmanlar gönderdi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.