İsrail öteden beri Orta Doğu’daki tüm hasımlarına karşı tartışmasız bir hava üstünlüğüne sahip. Kuşku yok ki İsrail hava kuvvetleri bölgenin en güçlüsü, dünyanın da en gelişkin hava kuvvetleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla bölgenin diğer tüm aktörleri üzerinde yıllardır mutlak bir hegemonya sürdürdüğü söylenebilir.
Mısır’ın 1979’da imzalanan barış anlaşmasıyla düşman çemberinden çıkması İsrail hava kuvvetlerine mutlak bir operasyon özgürlüğü kazandırdı. Bunun doruk noktaları olarak 1981’de Opera Harekâtı olarak bilinen operasyonla Irak’ta bir nükleer reaktörün vurulması, 2007’de -- yabancı haber kaynaklarının bildirdiği şekliyle – Suriye’de bir nükleer reaktörün vurulması, son yıllarda Suriye’den Lübnan’a giden çok sayıda silah konvoyunun bombalanması, yine yabancı kaynaklara göre Sudan’da gerçekleştirilen benzer operasyonlar ve İsrail’in şu veya bu çıkarının gerektirdiği gizli operasyonlar sayılabilir.
Ancak İsrail son aylarda endişe verici, yeni bir gerçeğe uyanıyor. İsrail hava kuvvetlerinin kimseye hesap vermeden kullandığı operasyon serbestisi artık İsrail’in kontrolü dışında, yabancı bir aktöre bağlı. Beşar Esad rejimini ayakta tutmak için yardıma gelen Rusya, o günden bu yana İsrail’in kuzey sınırında muazzam bir askeri varlık oluşturdu.
Ruslar, son dönemde hava kontrolünü ilgilendiren tüm konularda bölgedeki hâkimiyetini fazlasıyla artırmış durumda. Öyle ki İsrail, şu anda Tarsus’taki Rus hava savunma merkezinde ya da Akdeniz’deki Rus gemilerinde uyarı ışığı tetiklemeden kalkabilen tek bir savaş uçağına sahip değil.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.