Petrol zengini “Körfezli kardeşler” arasında bir süredir devam eden kriz Haziran ayı başında Katar’ın ablukaya alınması noktasına vardı. Bölgenin “büyük birader”i Suudi Arabistan, yanına Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Mısır, Yemen’de Riyad güdümlü Hadi yönetimini, “bölünmüş” Libya’nın bir kanadını ve Maldivler’i alarak, “asi kardeş” Katar’la diplomatik ilişkileri kesti. Katar’a hava ve deniz sahaları kapatıldı, tüm uçuşlar durduruldu. Katar, Yemen operasyonundan da çıkartıldı. BAE, ayrıca Katar vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri için iki hafta süre verdi.
Suudi Arabistan’ın safında topladığı Sünni İslam ağırlıklı bazı ülkelerin Katar’ı ablukaya almaları karşısında Türkiye’nin Katar yanlısı bir tutum alması, hatta içeride Katar’ı sahiplenen sokak gösterilerinin yapılması, Türkiye bu saflaşmada net tutum alıcı mı sorusunu sordurdu önce. Bu net bir tutum alışsa eğer AKP yönetimi, son zamanlarda ekonomik ilişkilerini yoğunlaştırdığı Katar’ı himayeyi seçerken ablukayı başlatan Sünni bloku karşısına mı alıyordu? Özellikle ekonomik ilişkiler açısından böyle bir lüksü var mıydı? Katar ile ilişkilerin boyutu, ambargocuları gözden çıkaracak kadar büyük müydü? Bu ve benzeri sorular ister istemez Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini ve son kriz bağlamında Katar ve öteki saftakiler ile ayrı ayrı ilişkilerini mercek altına almayı gerektiriyor.
Al-Monitor okuyucuları bu yılın Ocak ayında kaleme aldığım “Türkiye’de Arap sermayesi efsanesi” başlıklı makaleyi hatırlayacaklardır. O makalede bir bütün olarak Körfez ülkelerinin Türkiye ekonomisi açısından önemini sayılarla ifade etmeye çalışmıştım. Bir bütün olarak Körfez ülkelerinin Türkiye’deki doğrudan yatırım ve kredi biçiminde sermaye ihraçlarının Türkiye’nin dünya ekonomisinde kullandığı kaynaklar içindeki yerine işaret etmiştim. Özet paragraf şöyleydi: “Türkiye, özellikle 2003 sonrası yılda ortalama 40 milyar dolara ulaşan dış kaynak kullanımını Avrupa ağırlıklı kuruluşlardan sağladı. ABD ikinci sırada gelirken Körfez ülkeleri yüzde 5-7 payları ile çok tali yatırımcı durumunda. Kimi kamufle, kayıt dışı vb. yatırım senaryolarını ciddiye alsak bile, tutarın yüzde 10’u geçmeyeceği söylenebilir. Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacının ulaştığı boyutlar dikkate alındığında ve Körfez ülkelerinin dış yatırım düzeyleri ile bugüne kadar Türkiye’de deneyimledikleri düzey dikkate alındığında ise Batı sermayesini ikame edecek özellik ve nicelikte olmadıkları rahatlıkla söylenebilir.”
Bugünkü krizde tarafların Türkiye açısından ekonomik öneminin analizi için Körfez ülkelerinin genel profillerini anımsatmak yararlı olabilir. Bilindiği gibi, ablukanın lideri Suudi Arabistan 28 milyon nüfusu ile en büyük olanı. Onu, 6 milyon nüfusu ile BAE izlerken Kuveyt’in nüfusu 4 milyona yakın. Bahreyn ise 1,3 milyon nüfuslu. Ablukaya alınan Katar’ın nüfusu ise 2,5 milyon.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.