Ana içeriğe atla

Irak: İran nüfuzunu dizginlemek için Haşdi Şabi ile diyalog kurulmalı

İslam Devleti ile mücadelenin ardından Irak’taki İran nüfuzundan kaygı duyanlar için tek seçenek Tahran’ın müttefikleriyle diyalog kurmak olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Iraqi Shiite fighters from the Popular Mobilization units ride on the back of a vehicle in the city of Baiji, north of Tikrit, in the Salahaddin province, on June 7, 2015. Iraqi forces advanced against the Islamic State (IS) jihadist group in Baiji as they battled to retake the strategic town for a second time. AFP PHOTO / AHMAD AL-RUBAYE        (Photo credit should read AHMAD AL-RUBAYE/AFP/Getty Images)
Irak’ta Tikrit’in kuzeyindeki Beyci kentinde görüntülenen Şii Haşdi Şabi savaşçıları, 7 Haziran 2015 — AHMAD AL-RUBAYE/AFP/Getty Images

Musul’da savaş sona erdi. Şehir kurtarıldı, İslam Devleti (İD) temizlendi. Ancak aylar süren mücadelenin yansımaları, hem bir ulus olarak Irak’ı hem de bölgeyi yıllar boyu etkileyecek gibi görünüyor. İD’in haziran 2014’te Musul’u ele geçirmesiyle başlayan savaş, dünya istikrarına ciddi tehdit olarak görülen bir örgütün kısmen işgal ettiği bir ülkeyi kurtarma savaşından ibaret değildi. Bu savaşa paralel olarak Irak’ın iki farklı yüzü arasında da sessiz bir mücadele sürdü: 2003 ABD işgali sonrasındaki Irak ile 2011’in başlarında Arap Baharı’yla şekillenmeye başlayan Irak’ın mücadelesi.

İD Musul’u ele geçirdiğinde kentin Iraklılar tarafından kurtarılacağını düşünenler pek fazla değildi. Zira Irak, on binlerce askeri eğitmek için milyarlarca dolar harcamış olmasına rağmen gerçek bir orduya sahip değildi. Bu eğitimlerin silahlı kuvvetlerin disiplin ve gücüne herhangi bir etkisi olmamıştı. Daha sonra 50 bin askerin aslında “hayalet askerler” olduğunun ortaya çıkması tam bir şok etkisi yaratacaktı. Bu askerler aldıkları maaşların bir bölümünü üstlerine verme karşılığında görev yerlerine gitmiyordu. Komutanlar zenginleşirken ordu sabote ediliyordu. 2014 yazında yaşananların yolu böyle döşenmişti.

Lime lime dökülen sadece ordu değildi. Bağdat’taki hükümet de bir yolsuzluk abidesiydi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün sıralamasında Irak, 175 ülke ve bölge arasında 170’inci sıradaydı. 2016’da bir nebze ilerleme gösteren Irak 176 ülke ve bölge arasında 166’ncı sıraya çıktı. Son 13 yılda milyarlarca dolar kayıplara karışmıştı. Dolayısıyla ülkenin birkaç bin ideolojik militan karşısında çöküşe geçmesi, militanların Bağdat’ın eteklerine ulaşabilmesi birçok gözlemci için şaşırtıcı olmadı. Herkesin kafasında tek bir soru vardı: Şimdi ortalığı kim temizleyecek?

Iraklı siyasilerin kafasında da aynı soru vardı ama İD’in başkent kapılarına dayanmış olmasına rağmen onların 2014 yazında yaptığı tek şey kimlerin başbakan ve meclis başkanı olacağı konusunda çekişmek oldu. Güvenilir bir ordunun yokluğunda yaygın kanı ABD’nin müdahale edeceği ve İD’i durduracağı yönündeydi. Suriye krizi nedeniyle İran’ın işinin başından aşkın olduğu söyleniyor ve İran bu hesaplarda yer almıyordu. Fakat Irak’ı ancak kara güçleri kurtarabildi ve ülkenin gerçek anlamdaki tek kara gücü bir zamanlar ABD işgaline karşı savaşmış İran destekli Şii silahlı gruplarıydı. Nitekim ordunun askerleri geri çekilirken, hatta savaş alanından kaçarken Bağdat civarındaki bölgeleri, Diyala ve Selahaddin vilayetlerini savunmaya başlayan bu gruplar oldu.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish