Bu hafta BM Genel Kurulu’na hitap edecek olan ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran’a yönelik daha sert politikalar için destek istemeleri bekleniyor. Ancak bu çağrılar ormanda boğulan bir ses gibi kalabilir. Zira İran nükleer anlaşmasına uluslararası sağlam destek devam ediyor.
Akiva Eldar bu konuda şöyle yazıyor: “İran nükleer anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte nükleer tehdit konusu uluslararası gündemden çıktı. Netanyahu, kürsüye bu kez elinde bir nükleer bomba çizimiyle çıkamayacağı için karalar bağlıyor olmalı.”
Ben Caspit, İsrail’deki siyasi ve askeri yöneticilerin İran konusunda bölündüğünü aktarıyor ve şöyle yazıyor: “Bu stratejik bir tartışma değil. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) komuta kademesi, Askeri İstihbarat ve Mossad İran’ın nükleer güç olma iddiasından vazgeçmediğinin pekâlâ farkındalar. Görüş farkı şurada yatıyor: Savunma teşkilatı nükleer anlaşmayı kabullenmiş durumda, hatta burada bazı fırsatlar görüyor. Kendini yeni duruma göre ayarlayan IDF, önümüzdeki yıllara yönelik ‘Gideon’ planlama programını İran’ın nükleer tehdidinin 10 yıl derin dondurucuda kalacağı varsayımına dayandırdı. Üst düzey savunma yetkilileri İsrail’in bu sayede başka sorunlarla uğraşabileceğini, önceliklerini yeniden sıralayabileceğini, İran’ın nükleer takviminde oluşan bu fırsat penceresinden yarar sağlayabileceğini vurguluyor. Siyasi iktidar, özellikle de Netanyahu ve (İstihbarat ve Ulaştırma Bakanı) Yisrael Katz meseleye çok farklı bakıyor.”
Katz’ın nükleer anlaşmaya şiddetle karşı çıktığını belirten Caspit şöyle devam ediyor: “Panik yaratma konusunda pek tecrübeli olan Netanyahu bu tutumu paylaşıyor. Görünen o ki Savunma Bakanı Avigdor Liberman da öyle. Bu koşullarda askeri yönetimin bu meselede nihai yetkili olan siyasi iktidara boyun eğmekten başka çaresi yok.”
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.