ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Mart’ta Suriye krizini “başkalarına” bırakacağını ilan etmesi ve hemen ardından 4 Nisan’da Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin yaptığı zirve bölgede İsrail açısından yaşanan ciddi değişimleri çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.
Suriye’deki yeni durum ve ABD’nin bölgeden çekilme eğilimi karşısında İsrail’in çok yakın gelecekte bazı güvenlik adımları atması gerekir. ABD destek versin ya da vermesin İran’ın Suriye’ye yerleşmesini İsrail ne pahasına olursa olsun engellemek zorunda. İran Devrim Muhafızları, Hizbullah ya da Şii milisler Suriye’de üsler edinmemeli ve Süveyde-Şam yolunun batısındaki bölgeler kesin bir şekilde askerden arındırılmalı.
İsrail için elzem olan bu askeri adımlar bölgedeki gerilimi gerçekten tırmandırabilir. Ancak geçmiş tecrübeler İran varlığını kabullenmenin daha maliyetli sonuçlar doğuracağını gösteriyor.
İsrail’in kuzey sınırlarında yaşanacak bir savaş sivil halka ağır bir bedel ödetebilir. Dolayısıyla en isabetli yaklaşım böyle bir tırmanışı engellemek olur. Bunu sağlamanın tek yolu, etkisini yitiren eski caydırıcılık denkleminin yerine yeni bir denklem oluşturmak. İsrail yönetimi, Hizbullah’ın İsrail kentlerine füze yağdırması halinde Lübnan’ın altyapısını tahrip edeceğini söylüyor ama bu uyarılar Tahran’da kimseyi caydırmıyor. Lübnan’daki Sünnilerin, Hristiyanların, hatta Şiilerin susuz ve elektriksiz kalması ayetullah rejiminde kimsenin umurunda değil. Bu nedenle İsrail, kendi topraklarına yönelik saldırılara İran’ın petrol tesislerini vurarak misillemede bulunacağını net bir şekilde ortaya koymalı. Bu denklemi inandırıcı kılmanın yolları var. Zira içi boş caydırma çabaları işe yaramaz.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.