17 Eylül’de bir Rus gözcü uçağının Suriye savunma sistemi tarafından düşürülmesiyle başlayan Rusya-İsrail krizi hâlâ yatışmış değil. İlyuşin uçağının düşürülmesi İsrail’in başına patlarken İsrail yönetiminin elinde şimdilik son bir kart kaldı: ABD Başkanı Donald Trump. 26 Eylül’de Trump’la New York’ta bir araya gelen İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun birinci gündem maddesi, pek çok gözlemciye göre İsrail-Rusya kriziydi.
İran’a yönelik politikalar ve “derin dondurucuda” olan İsrail-Filistin müzakereleri söz konusu olduğunda Trump, Netanyahu’nun hayalindeki başkan. Trump’ın 25 Eylül’de BM Genel Kurulu’na yaptığı konuşma da bunu yansıtıyordu. Ancak Trump bu konuşmada ne Rusya’yı ne Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i andı ne de Rus İlyuşin uçağının Suriye ateşiyle düşürülmesine değindi. Oysa güçlü bağlantılarıyla bilinen Büyükelçi Ron Dremer’in başını çektiği Washington’daki İsrail güç odakları, Başkan ve ekibine gelişmelere dair son bilgileri aktarmış, İsrail’in ne gibi acil yardımlara ihtiyaç duyduğunu da iletmişti.
Sıra şimdi Başbakan’a geldi. Putin’in krizi sonlandırması ve durumu eski haline, hiç değilse eskiye benzeyen bir hale döndürmesi için Netanyahu’nun Trump’tan ricacı olması bekleniyordu.
İlk değerlendirme Rusların uçağın kaybını sindireceği ve resmi bir kınamayla yetineceği yönündeydi. Oysa şimdi Moskova, İsrail’in kuzey cephesinde oyun kurallarını değiştirecekmiş gibi görünüyor. İsrail’e tanınan özgür “erişim hakkı” ve neredeyse eksiksiz hareket serbestisi ortadan kalkabilir. Şimdilik ve aksi kanıtlanana dek İsrail için “partinin bittiğini” herkes görüyor. Rus S-300 bataryaları Şam çevresine yerleştirildiği zaman İsrail’in Suriye topraklarına saldırması daha karmaşık, daha zor ve daha tehlikeli bir iş haline gelecek. Bundan böyle bu tarz bir saldırı bölgedeki durumun hızla kötüye gitmesine neden olabilir.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.