Suriye’de Türk kontrolündeki bölgelerde muhalif gruplara düzenlenen saldırılar, temas hatlarındaki statükonun ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Şu anki göreceli istikrar, her şeyden önce Putin-Erdoğan görüşmeleri neticesinde Türk ordusunun yürüttüğü faaliyetler, Astana sürecindeki işbirliği ve Moskova’nın Suriye’deki Türk varlığı konusunda rahatsız edici soruları savuşturmak için gündeme getirdiği Adana Mutabakatı sayesinde sağlanıyor.
Ancak Türkiye’nin, Azerbaycan’a destek verdiği Yukarı Karabağ çatışması dâhil aynı anda farklı cephelere müdahil olması, Moskova’ya bu çalkantıları kullanarak Ankara’dan taviz koparma fırsatı sunuyor. Bu türbülanstan Şam’ın da yararlanmak isteyebileceği akla geliyor.
Türkiye sınırındaki Cerablus kenti 23 Ekim’de petrol ve yakıt tankerlerini hedef alan esrarengiz saldırılara sahne oldu. Bir iddiaya göre tankerler, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelerden petrol getiriyordu. Rusya’daki askeri gözlemciler saldırının Rus veya Suriye güçlerince gerçekleştirmiş olabileceğini öne sürdü. Saldırıyı, savaş uçaklarından atılan füzelerle ya da karada konuşlu Toçka veya Toçka-U taktik balistik füze sistemleriyle Suriye ordusu yapmış olabilir. Diğer ihtimaller arasında Rus kontrolündeki Hmeymim Hava Üssü’nde konuşlu İskander-M sistemleri ya da gemiden atılan Kalibr füzeleri yer alıyor. Saldırıyla tetiklenen yangının gece boyunca devam etmesi, bölgede yaşayan insanlara ve aktivistlere delil toplama, enkazın fotoğraflarını çekme imkânı vermedi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.