Ana içeriğe atla

How We Lost the Syrian Revolution

Halep’ten yazan Suriyeli bir aktivist, silahlı isyancıların şehri yağmalayıp harap etmesiyle yaşadıkları aldatılmışlık duygusunu ve devrimi kaybetmenin verdiği derin hüznü anlatıyor.

Forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad carry their weapons as they move during what they said was an operation to push rebels from the road between Dahra Abd Rabbo village and Castello in Aleppo May 27, 2013. REUTERS/George Ourfalian (SYRIA - Tags: CIVIL UNREST MILITARY POLITICS CONFLICT) - RTX102VH

Yanlış giden neydi? Ya da daha doğrusu, biz nerede yanlış yaptık? Özgürlük ve insan hakları çağrısıyla yola çıkan o asil ve ilham verici halk ayaklanması nasıl oldu da hayvanlara bile yakışamayacak kadar vahşi, hunhar bir mezhepsel şiddet âlemine dönüştü? Geldiğimiz nokta tamamen kaçınılmaz ve önlenemez miydi? Başka türlü olabilir miydi?

Cevap basit: İltimas, aile ve mezhep bağları sayesine 40 yıldır mutlak iktidar gücünü elinde tutan acımasız askeri diktatörlüğe karşı eline silah alan Suriyeliler, yanlış hesap yaptı- ya da her şey belki de planlıydı. Dönemin ABD büyükelçisi Robert Ford, 2011 yazında Hama’ya yaptığı o olay ziyaretinde bu konuda özellikle uyarmıştı. O günlerde Hama, muazzam rejim karşıtı gösterilerle sarsılıyordu ve Suriye ordusunun şehre girmesine ramak kalmıştı. Ne var ki Ford’un uyarısına kimse kulak asmadı, belki kasten, belki de kazara. Bunun suçlusu bizzat biziz. Batı ve dünya hareketsiz kalmış kalmamış, paramparça olan milletimizin nihai ve tek sorumlusu biziz.

Nietzsche’nin bir sözü vardır: “Her kim ki bir canavarla dövüşürse, kendisi de canavarlaşmamaya dikkat etmelidir.” Suriye için bu, kâhince bir söz oldu. Küresel medyanın niyeti, propagandası, aklamaları ve düpedüz yalanları şöyle dursun, silahlı isyancıların Halep’e girmesiyle karşılaştığımız gerçekler bambaşkaydı. Can evinden vurulduk. Olup bitenler bizim için tam bir şoktu, özellikle de ayaklanmaya baştan beri inanmış ve destek vermiş olanlar için. Olup bitenler, ihanetin zirvesiydi.

Bize göre, zorbalıkla mücadele eden bir asi, karşısında savaştığı rejimin işlediği suçların aynısını işlemez, namına savaştığını iddia ettiği insanların evlerini ve işyerlerini yağmalamaz. Oysa günler geçtikçe Halep’te olup bitenin aynen bu olduğu apaçık ortaya çıktı.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish