Türkiye’nin muhafazakâr ahlakçıları gücünü test ederken öfkeyi çağırıyor
Türkiye'de hayat tarzlarına vesayetçi müdahale yayıldıkça, uzlaşma kültürü darbe alacak. İki konuda nihai güvence şart: Bireysel özgürlükler ve kolektif haklar.
Türkiye’deki siyasi savrulmalar, demokratik hedeflere ilişkin stratejik bakış eksikliği, sosyal dokunun dikişlerin zorlayıp duruyor. Bu dikişler sanıldığı kadar sağlam değil, toplumsal aktörlerin demokratik hedeflerine bağları ne ise, o kadar.
İran, Irak ve Suriye kuşağındaki gerilimler de hesaba katılınca, hepsi pamuk ipliği kalınlığında.
Hükümetin alkol satış ve tüketimiyle ilgili meclis genel kurulundan apar topar geçirdiği kısıtlayıcı yasa; yerel yönetimlerin yine aniden beliren ‘kamusal alanda öpüşme yasağı’; piyanist Fazıl Say’ın ardından bu kez de (Türkiye Ermenisi ve muhalif aydın) Sevan Nişanyan’ın ‘dini değerleri aşağılamak’tan 14 ay hapse mahkûm olması; Emek tarihi sinema salonunun sert sokak protestoları altında yıkılması kararıyla peşpeşe gelince, toplumdaki kutuplaşma da aynı hızla sertleşiverdi.
Durumu asıl vahim kılan, tüm bu gelişmelere bazı liberaller dışında, Türkiye’deki değişimin taşıyıcısı olma iddiasındaki ılımlı dindar aydın ve siyasilerden, karşı çıkma yerine hayli yaygın bir rasyonalizasyon ve desteğin gelmesi.