Batı’daki birçok kişiye göre muhafazakar kadınların çoğu tarafından kullanılan tesettür (hicap) bir baskı simgesidir. Onlara göre tesettürlü kadınlar hayatlarındaki erkeklerin (kocaları, babaları, kardeşleri) zorlamasıyla örtünürler. Hatta bazı feministler, kadınların kendi rızalarıyla örtünmelerini bile içselleştirilmiş bir kadın düşmanlığının, ataerkil erkekler tarafından “yanlış bilinçlendirilmişliğin” sonucu olduğuna inanır.
Bu iki savın da bazı bağlamlarda haklı sayılabileceği yönler olsa da, Türkiye’de başörtüsü Batı’daki pek çok kişinin onu pek de bağdaştıramayacağı bir şeyin simgesi olageldi: Özgürlüğün.
Nedeni de basit. Suudi Arabistan veya İran gibi başörtüsünün yüceltildiği ve zorunlu kılındığı “İslami” devletlerin aksine, “laik” Türkiye’de devlet başörtüsünü yıllarca aşağıladı ve yasakladı. Bu nedenle, hırslı laik cumhuriyette tesettüre girmek, devlete meydan okuyup, bireysel özgürlüğe sahip çıkma eylemi haline geldi.
Başörtüsünün Türkiye’ye özgün simgeselliği, ülkenin nevi şahsına münhasır sekülerizm anlayışından, yani laiklikten ileri geliyor. Fransız laisitesinden devşirilen bu model her zaman otoriterce uygulandı. Zira devlet toplumu “aydınlatmak” ve “gerilik” diye addettiği uygulamaları yasaklamak için sınırsız yetki sahibiydi. Anayasa Mahkemesi de 1989’da verdiği “devlet toplumu dogmalardan korumakla yükümlüdür” kararıyla bu yetkileri açıkça onayladı. Nitekim, devletin “dogma” diye tanımladığı her uygulama bu değerlendirme üzerinden yasaklanabilecekti (lakin elbette Atatürk’ün “altı oku” gibi devlete ait dogmalara dokunulmayacaktı).
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.