Orta Doğu, son yıllarda dinci partilerin iktidara geldiği örneklere tanıklık etti. Bu partiler demokratik yönetim sistemi söz konusu olduğunda büyük oranda sıkıntı yaşadı. Böyle olunca ya Mısır’da olduğu gibi iktidarı kaybettiler ya da insan hakları ve kamusal özgürlükler gibi demokratik değerler konusunda ciddi sorunlarla karşılaştılar. İslamcı partiler neden demokrasi ile baş edemiyor? Bu, yönetim tecrübesizliğinden mi kaynaklanıyor, yoksa bunun arkasında İslamcı partilerin düşünsel ve ideolojik yapısıyla ilgili başka temel sorunlar mı var?
Orta Doğu toplumlarının demokratik sistemle tanışması, tarihsel olarak apansız bir biçimde oldu. Bu durum, toplumlarda ve özellikle de aydın çevrelerinde büyük sarsıntılara yol açtı. Oysa demokrasinin Batı’ya gelişi yüzyıllar sürdü ve Aydınlanma ile Aydınlanma Sonrası düşünürlerinin bilişsel kuramlarıyla, beşeri birikimle kademeli olarak gerçekleşti. Dahası, demokratik sistemin bazı unsurları Avrupa toplumlarında Ortaçağ'dan beri mevcuttu. Bu unsurların Orta Doğu bakımından en önemlisi, dini ve siyasi otoritenin Avrupa yönetim sistemlerinde göreceli olarak ayrılmış olmasıydı.
Ali Abdül Razık'ın Osmanlı'nın 1922'deki çöküşünden sonra 1925'te yayımlanan "İslam ve Yönetimin Temelleri" isimli kitabı, o dönemde yaşanan şokun ve akabinde gelişen tepkilerin güzel bir örneğidir. Kitap, "hilafetin" meşru bir İslami yönetim biçimi olarak reddine odaklanıyor. Abdül Razık’a göre İslam, belirli bir yönetim biçimi tayin etmez, ülkelerin akılcılık ve tecrübe yoluyla kendi yönetim biçimlerini kurmasını yasaklamaz. Kitap Mısır ve diğer Arap ülkelerinde ulemanın ağır eleştirisine hedef oldu. Kitabın yazarı da yargılandı ve Mısır’daki hâkimlik görevinden alındı. Kitaba cevaben pek çok çalışma yazılıp yayımlandı.
Müslüman toplumlarındaki ilahiyatçılar demokrasi şokuyla birlikte şu soruyla yüzleşti: Devleti yönetmek için dinsel sistemden ayrı bir siyasi sistem kurmak mümkün mü? O dönemin hâkim ideolojisine göre İslam, diğer dinlerden üstün, tek gerçek dindi ve insanoğlunun müşterek ve bireysel tüm ihtiyaçlarını yanıtlayabilirdi. Bu kapsamda düşünürler iki tür tepki ortaya koydu. Birincisi demokrasiyi katiyetle reddetti ve demokrasinin her açıdan İslam’a ters düştüğünü savundu. İkincisi ise İslam’la demokrasiyi bağdaştırmaya çalıştı, bunu yaparken de “İslam itikadını çağdaşlaştırma” fikrinin çeşitli yorumlarını kullandı. Birinci görüş, bölgenin çeşitli Selefi rejimleri tarafından benimsendi. Bu rejimler, seçim düzenlemekten, siyasi parti kurmaktan ve demokrasinin diğer ana unsurlardan uzak durarak demokratik sistemi tamamıyla reddetti. İkinci görüş ise burada bahsi geçen İslami partiler tarafından benimsendi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.