Üzerinden altı aydan fazla zaman geçti. Ama "17 Aralık yolsuzluk operasyonu" Türkiye'nin siyasi gündemindeki merkeziyetini koruyor. Bir tarafta, bu soruşturmanın seçilmiş hükümete yönelik bir "darbe girişimi" olduğunu söyleyenler var. Bu teşhis, onlara göre, tartışmayı başlamadan kapatıyor. Ortada bir "darbe girişimi" olduğuna göre, her demokrata düşen iş, buna karşı çıkmak ve seçilmiş hükümetin yanında yer almak olmalı. Bu misyonu yerine getiremeyen, "darbecilerin yanında yer almış", en azından "yalpalamış" oluyor.
Diğer tarafta ise "darbe" söyleminin, sadece ve sadece "yolsuzlukların üstünü örtmek" için kullanıldığını söyleyenler var. Bunlar da, soruşturmayı yürüten savcı ve polislerin muhtemel siyasi niyet ve hedeflerine dair pek bir şey tartışmıyor, bu meseleyi önemsemiyorlar.
Ben ise, bu iki yaklaşımdan da ayrı durarak, "17 Aralık sahiden neydi" sorusunu serinkanlı düşünmek gerektiği kanısındayım ki, bu yazı bu yönde bir çaba.
Önce "darbe nedir"den başlayalım. Siyasi literatürün bu konudaki cevabı ile üç-aşağı-beş-yukarı bellidir: Darbe, siyasi iktidarı devirmek için anayasal düzeni ilga etmektir. Örneğin ordu veya ordu içindeki bir cunta, tankları sokağa sürer, meclisi kapatır, siyasetçileri tutuklar ve askeri yönetim ilan eder. 27 Mayıs 1961 ve 12 Eylül 1980'de olduğu gibi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.