Türkiye’de Hükümet, faizleri “takıntı” haline getirmiş durumda. Öyle ki, faizi yükseltmemek uğruna daha büyük maddi kayıplar göze alınabiliyor. “Faiz fobisinin” kaynağında dini kurallarla yönetilen İslam ülkelerindeki “kar payı” esasına dayalı bankacılık sistemine duyulan özlem yatıyor olabilir. Hükümetin kamu bankalarına “faizsiz bankacılık” yolunu açmış olması, Türk bankacılık sistemindeki dönüşümün göstergesi. Faizsiz bankacılık geliştirilirken, faizlerin düşürülmesi için Saray ve Hükümet her fırsatta Merkez Bankasına açık veya örtülü baskı uyguluyor.
Cumhurbaşkanına yakın isimlerden Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin 17 Temmuz 2014 tarihinde Yeni Şafak’a verdiği özel röportajdaki şu ifade, Merkez Bankası’na uygulanan baskının açık kanıtı: “1 puanlık faiz artışı Türkiye’ye 5 milyar liralık ek yük getiriyor. Merkez Bankası’nın şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Bu tefeci faizidir. Bu faizle memlekette üretim olmaz. Yatırım da olmaz, istihdam da.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Şubat ayında yaptığı bir konuşmada yüksek faiz uygulamayı “vatana ihanet” ile eşdeğer tutmuş “Vatanı satmak yüksek faizle, kötü yönetimle ülkenin kaynaklarını heba etmektir” demişti. Cumhurbaşkanı, son olarak 26 Ağustos’ta muhtarlarla yaptığı toplantıda “Türkiye’de faizlerin aşağı gelmesi lazım. Çünkü yatırımların artması gerekiyor” dedi.
Cumhurbaşkanı ve Hükümetin yaklaşımı bu kadar net olduğu için Merkez Bankası faiz konusunda kolay karar veremiyor. Nitekim 6 aydır “politika faizi” olarak bilinen haftalık repo faizi yüzde 7,5 seviyesinde sabit tutuluyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.