Türkiye’de öyle bir yargı skandalı meydana geldi ki, adaletin sakatlanmasının en ünlü örneklerinden biri olarak çağdaş tarihin kayıtlarına geçmiş olan Dreyfus davası, onun yanında bir karikatür gibi kalabilir.
Davanın adı Pınar Selek davası. Bu davanın özet öyküsü anlatıldığında, Dreyfus davasının için onun bir karikatürü haline gelebileceği de kolaylıkla anlaşılabilir.
İstanbul’un tarihi mekanlarından, Kahire’nin ünlü Khan al-Khalili adlı kapalıçarşısının küçük bir replikası olan Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998 günü bir patlama meydana gelir. 7 kişi ölür, 127 kişi yaralanır. Dönem, “uzaktan kumandalı bir askeri darbe” sayılan ve Türkiye’de “Postmodern Darbe” adıyla damgalanmış olan askeri ağırlıklı vesayet rejiminin, hasımlarını müthiş baskı altına aldığı, Kürt sorunun en kanlı dönemlerinden birinden geçtiği bir dönemdir. Olayın soruşturması, aykırı davranışlarıyla toplumun marjinalleşmiş kesimlerinde sempati uyandırmaya başlamış olan genç bir kadın sosyologa, Pınar Selek’e de uzanır.
Pınar Selek’in patlamanın ardındaki faillerden biri olduğu, PKK ile bağlantısından kuşkulanılan bir Kürt zanlının işkence ile alındığı daha sonra ortaya çıkan ifadesi sonucu iddia edilmiştir. Ama, işin garibi olayın asıl faili olarak gözaltına alınmış ve işkenceden geçirilmiş olan kişi, bir süre sonra Pınar Selek’i tanımadığını ve ismini işkence sonucu vermek zorunda bırakıldığını söyleyecek ve o kişi, mahkum olmayacaktır.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.