11 Eylül'de Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinden olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) gözaltına alınan bir kadın öğrenciyle ilgili bir haber duyuldu. Ezgi Özen ve arkadaşları, belediyenin hazırladığı, ODTÜ kampüsünde ve civar mahallelerde 3000 ağacın sökülmesine neden olacak olan yol projesini protesto ediyorlardı. Özen kelepçelenip polis aracına doğru götürülürken yakınındaki bir protestocu onu videoya kaydedebilmişti. Videoda bir polis memuru “Direnirse kolu kırılır. Bu kadar basit” diyordu. Silahsız ve nispeten ufak tefek olan Özen gerçekten polise “direnebilir” miydi?
Özen serbest bırakıldıktan sonra, 200 polis memurunun gözaltındayken kendisine sözlü ve cinsel tacizde bulunduğunu anlattı. “Polisler sıra eşliğinde vücuma dokundu” diyordu. Gezi protestoları boyunca, kadınların cinsel, sözlü ve fiziksel tacize uğradığı birçok haber okuduk, o kadar ki Gezi'deki kadınlar “Direnişte Polis Tacizine Hayır” pankartı altında örgütlenmek zorunda kaldı. Türk kültüründe cinsel taciz mağdurlarının dışlandığı ve Türklerin bu istismarlar karşısında polisten herhangi bir tazminat alma konusunda umutsuz olduğu düşünülürse, vaka sayısının bildirilenden çok daha fazla olduğunu varsaymak yerinde olacaktır.
Diğer Al Monitor yazarlarının da belirttiği gibi, Türkiye'de ikinci bir Gezi protestoları dalgası yaşanıyor. ODTÜ bu protestoların en hararetli noktalarından biri. Buradaki öğrenciler geçen yıl Aralık ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyareti sırasında ona sevgi dolu bir karşılama hazırlamamıştı. Aslına bakılırsa ODTÜ, Erdoğan karşıtı, hoşa gitmeyen ilk protestolardan birine sahne olmuştu. Bugün 45 öğrenci hakkında soruşturma başlatılmış durumda ve savcılar bu öğrenciler için altı yıla kadar hapis cezası istiyor. Dahası, dokuz öğrenci de terör örgütüne üyelik suçlamasıyla karşı karşıya. Ana akım medyanın bazı yayın organları ODTÜ'den “sol örgütlerin yuvası” diye bahsediyor ve Türkiye'de bu bir iltifat değil.
Bu ikinci protesto dalgasıyla birlikte birçok uzmanın gözlemlerine göre, polis şiddetinin niteliği ve ölçüsünün mahalleler arasında farklılık gösterse de, Mayıs'tan bu yana şiddet daha da arttı. İlginç bir şekilde, protestoların ilk günlerinde Erdoğan polisin aşırı güç kullandığını kabul etmiş, söz konusu olaylar hakkında soruşturma başlatılabileceğinden bahsetmişti ancak şiddet o zamandan beri tırmanmaya devam etti. 2013 Mayıs'ının son günlerinden bu yana biri polis altı ölüm yaşanmışken, Türk hükümetinin perspektifini çözmek hayli zor. Örneğin 13 Eylül'de AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Gezi'deki ölümler için “Suriye'de 100 bin kişinin hayatını kaybettiği olaylarla kıyaslarsanız devede kulak” yorumunu yaptı. Haziran ayı sonunda Erdoğan da, “Polisimiz çok önemli demokrasi testinden başarıyla geçmiştir. Polisimiz adeta bir kahramanlık destanı yazmıştır” demişti. Ne var ki, polis şiddetini gösteren videoların ve gözaltındayken istismar edildiğini iddia edenlerin artması, bizi Erdoğan'ın sözlerini sorgulamaya zorluyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.