ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail ziyareti ülkeyi üç kampa böldü. İktidar çevrelerinin yer aldığı birinci kamp ziyaretin pürüzsüz geçmesini, İsrail-Filistin meselesinin kurcalanmamasını istiyordu. Bunun için Trump’a bazı “teşvikler” sağlandı: Ürdün’den Allenby Köprüsü üzerinden İsrail’e geçiş yapan Filistinlilere tüm koşullarda geçerli kolaylıklar getirildi ve İsrail’in kontrol ettiği Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde geçmişte sebepsiz reddedilmiş olan inşaat başvurularına onay verildi. İsrail solunun kalıntılarını içeren ikinci kampın umudu ise Trump’ın 50 yıllık İsrail işgaline son verecek bölgesel bir barış girişimi başlatmasıydı. İsrail halkının çoğunluğundan oluşan üçüncü kamp ise Barack Obama ve ondan önce görev yapan Ronald Reagan, George H.W. Bush, Bill Clinton ve George W. Bush’un başaramadığı bir işi Trump’ın başaracağına inanmıyordu.
Bu üç grubun ortak noktası, yaygın bir şekilde ihtilafı bitirecek anahtarın Trump’ın cebinde olduğuna inanmaları. Peki, kendi halkı nezdinde bile çoğunluğun güvenine haiz olmayan bir lidere İsrail ve Filistin halklarının güvenmesi gerçekten beklenir mi? Çeşitli soruşturmalara maruz kalan, kendi partisinin önde gelenlerinin bile mesafe koyduğu bir başkanın imzalayacağı anlaşma ne kadar değer taşır? Kariyerlerinin zirvesindeki başkanlar bile İsrail’in yerleşimler yoluyla sürdürdüğü toprak ilhakını durduramadıysa daha yürümeyi bile beceremeyen “topal ördek” konumundaki bir başkan bunu nasıl başarabilir?
Can çekişen İsrail-Filistin barış sürecini canlandırmak için 2008’de eski Başbakan Ehud Olmert’in iktidardaki son günlerinde rayından çıkan görüşmelerin kaldığı noktadan devam etmesi gerekir ve Trump’ın mevcut Başbakan Benjamin Netanyahu’yu bu konuda ikna etmesi lazım. Üst düzey Filistinli yetkililer görüşmelere hiçbir koşulda sıfırdan başlamayacaklarını ortaya koymuş durumda. Filistin tarafı bu filmi daha önce 2013-2014 döneminde gördü. Netanyahu, o zamanki görüşmelerde dönemin Adalet Bakanı Tzipi Livni Filistin tarafına kalıcı çözümün zerresini bile sunmasın diye güvendiği bir hukukçu olan Yitzak Molcho’yu Livni’nin yanına “bakıcı” olarak oturtmuştu. Batı Şeria’nın yüzde 92’sini ve Kudüs’ün bir bölümünü Filistinlilere bırakan Olmert haritasının bugün Netanyahu tarafından Filistinlilere sunulma olasılığı nedir?
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın dediği gibi İsrail’in bir dış politikası yok, iç siyasete dönük tek bir politikası var. 22 Mayıs’ta Netanyahu’nun Kamu Güvenliği Bakanı Gilad Erdan’la mülakat yapan televizyon sunucusu Geula Even-Saar, Bakan’a yönelttiği iğneleyici bir soruyla hükümet üzerindeki baskıyı özetlemiş oldu. Sunucu meydan okuyan bir edayla “İsrail, bu iyi niyet jestlerini Filistin tarafının tahriklerini ödüllendirmek için mi yapıyor?” diye sordu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.