Türkiye’nin Suriye’de epey zamandan beri korktuğu ve önlemeye çalıştığı iki şey vardı. Birincisi ABD’nin, Rojava’nın savunma gücü Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile kurduğu ortaklık. İkincisi Suriye’nin kuzeyinde önce kanton sonra federasyon modeline evrilen fiili özerk yapıyı kalıcı hale getirecek şekilde Kürtlerin çözüm sürecine katılmaları ve Suriye yönetimi tarafından muhatap alınmaları.
ABD’nin YPG’nin ana omurgasını oluşturan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) askeri yardımlarını hiçbir şekilde önleyemeyen Türkiye, Rusların ana aktör olduğu ikinci fasılda da kaybediyor. Gerekirse Kürtlere karşı Şam’la diyaloğa geçebileceğinin sinyalini veren Ankara’nın, Kürtlerin Rusya kanalıyla çözüm sürecinin parçası haline gelmesini önlemesi giderek zorlaşıyor.
Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın YPG’ye silah yardımının kesileceği sözünü verdiğine dair iddiasına karşın manzara pek de Ankara’nın çizdiği gibi değil. Pentagon yardımların İslam Devleti (İD) ile mücadele sürdüğü müddetçe devam edeceğini yineledi. Dahası Kürtler, Suriye’de siyasi çözüm sağlanıncaya kadar İD’den kurtarılan bölgelerdeki Amerikan askeri varlığının devam edeceğine dair kendilerine garanti verildiğini ısrarla vurguluyor. Bu da kuzeydeki fiili özerk yapıyı anayasal çerçeveye sokacak olası bir süreçte ABD’nin “garantör” ülke olarak devrede kalabileceğine işaret ediyor. Ankara’nın alarm vereceği bir seçenek bu.
Asıl kritik gelişmeler tam da Kürtlerin üçüncü yol stratejisine uygun bir şekilde güçler dengesini gözeterek ABD’ye paralel Rusya ile kurdukları ilişkilerde yaşanıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.