Efsaneye göre bir Yörük beyi adamlarını bir çadırın önünde apansızın durdurur ve kapı önünde yeni bitirildiği anlaşılan kilimi dokuyan kızın babasını ister. Baba apar topar getirilir, Yörük beyi babaya “Kızını sevdiğine ver.” diye buyurur. Baba “Yok mümkün değil, o da bizim gibi fakir fukaradır. Daha iyi bir kısmet bakıyoruz.” der. Yörük beyi babayı uygun bir dille ikna eder, tam ayrılırken de “Kızına diyesin kırmızıyı yeşile böyle yana yana çalmasın artık.” der.
Bu hikaye köylerde aşka saygıyı ifade etmek için dilden dile aktarılır ve kilimin içinde pek çok hikayeler barındırdığını anlatır.
Anadolu’da geleneksel olarak kilimler sadece evde kullanılmak için yapılırdı, belki seccade, belki de çeyizlik olarak. Kilim dokumacılığının 8-9’uncu yüzyıla dayandığını biliyoruz.
Kilimlere Moğolistan’dan Balkanlara kadar rastlayabilirsiniz. Halıdan daha hafif ve daha çok kullanılma imkânı sunan düz dokunan kilimler hem taşımada hem de yıkamadaki kolaylıklarıyla Yörük aşiretlerine, at üstünde göç edenlere daha uygundu. Halı ile mukayese edildiğinde kilimler hem daha hızlı dokunuyor hem de daha ucuz oldukları için göçebe hayatına elverişliydi. Eski günlerde beşiğin altına serilen kilimle başlayan hayat, mezara giderken kefen üstüne sarılan -sonra camiye bağışlanan- kilimle son buluyordu.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.